21 Aralık 2011 Çarşamba

Objektiften Kaçan Kareler

Objektiften Kaçan Kareler
Yakalanamaz, anlatılamaz anlar:
* Deniz’i emzirdikten sonra kolumda kalan kulak izi. Pembi
ş, minik bir kulağın kolumda bıraktığı yeri öperim. Üzülürüm, kızımın kulağında kolumun izi kalmasın. Öperim tekrar, öperim.
* Deniz emerken, elini önce kula
ğına götürür. Sonra saçını tutar, oradan memeye geçer. Beni okşadıktan sonra el, elime gelir, biraz duralar. Sonra tekrar kulaktan başlar... Döngü devam eder, kızım beni sever.
* Emerken bir an ba
şını memeden ayırır, annesine bakar. Bir gülüş atar, emin ve memnun emmeye geri döner, keyif yapar.
* Emerken bir an içeri baba girer. Deniz memeyi bırakır, kim gelmi
ş diye bakar. Sonra "Hımm babammış, ne güzel. En iyisi ben emmeye devam edeyim" der ve emer...
* A
ğlamadan önce alt dudağı büzer. Büzme kızım alt dudağını der şirinlik yaparım bazen güler, sonra dudak yine büzülür. Böyle gülme/ağlama arası gidip gelmesi bizi çıldırtır, güleriz. Sonuçta bazen güler, bazen ağlar.
* Ehi ehi ehi diyerek bir sevimli a
ğlaması vardı, bugünlerde kayboldu.
* Koca gözlerinde kendimi görürüm bazen. I
şıltıları bir de. Yansıyan ışıklarla bebiş kahvesi gözlerde neler neler görürüm ben. Binlerce alternatif gelecek görürüm, merak ederim.
* Ona ö
ğretemeyeceğim şeyleri nasıl öğreneceğini merak ederim. Hayatının anlamını, aşkını, tutkusunu bulmayı mesela. Olacağı kişiyi oluşturmasını izlemeyi beklerim.
* Uyandı
ğında bazen beni görünce, a anne sen miydin, yaşasın der gibi bakar, içimiz erir, erir, erir.
* Bazen huzursuzlandı
ğında, anne götür beni bakışları attığında bir sarılır sıkı sıkı. Gömülür enseme, annekız bütünleşiriz.
* Ona
şarkı söylerken kendimizden geçtiğimizde, baba gelir bazen, bize bakar. Çok güzel bakar bize.
Binlerce an. Binlerce mutluluk.

Hayallerim, Aşkım ve Kızım


Sanırım üçüncü aydan sonra herşey daha bir güzel. Çocuklarına sürekli aşkııım diyenlere sinir olurdum. Şimdi neden öyle dediklerini anlar gibi oldum. Anne sevgisi aşka çok benziyor. Görmeyince özlüyorsun, yüzü aklına gelince için bir tuhaf oluyor. Aklının bir köşesi onda. Gülünce dünyalar senin oluyor filan:) Okuduğum bir kitap diyordu ki, aşk yıldırım gibidir, bir anda 100 milyon volt çarpmış gibi olursunuz. Yavruşa hislerimiz hep böyle mi olacak acaba? Sanki zamanla biraz daha durulur gibi geliyor....

Bitanecik.  Dünyalar tatlısı. Her geçen günle insan daha da bağlanıyor ve içindeki sevgi miktarına inanamıyor.

Dördüncü Ay Doktor Kontrolü

Dün doktorumuza ziyaretimiz vardı.

Boy: 59 cm
Kilo: 6200 gr

Özetle, hareketlerimiz, zihinsel geli
şimimiz, hareket koordinasyonumuz filan çok iyi, Allah nazarlardan saklasın. Tü tü tü maşallah J Uykumuz, halimiz, tavrımız iyi, pek yerinde ona da maşallah.

Karma aşımızı olduk. Hemşire ablayı  hiç üzmedik. Aşımızı olurken azıcıcık ağladık ve sustuk hemen. Hemşire abla bile şaşırdı. Kahraman bir çocuk  miniğimiz…

Ferro  Sanol damla verdiler. 4. aydan itibaren  kullanılmalıymış, günde 9 damla. Bakalım D vit kadar kolay verebilecekmiyim?

Günler Geçiyor

Üçüncü ay su gibi aktı gitti. Koca üç ay. Destekle oturabiliyoruz, kafamızı dik tutabiliyoruz. Çevreye daha da dikkatli gözlerle bakıyoruz. Çıngıraklar favori oyuncağımız. Ses çıkaran şeyleri kafamızla takip edebiliyoruz 180 derece. Sabah şarkılarımız var. Uyanınca anne baba uyurken şarkı söylüyoruz, ses açma çalışmaları yapıyoruz. Çıkaramadığımız yeni sesler ve kombinasyonlar deniyoruz. Tahminimce bizim kız sabah erken kalkıp ders çalışanlardan olacak. Süt saati gelmeden önce uyanıp kendi kendine konuşuyor, gülüyor, şarkı söylüyor. Mırıl mırıl. Ben de çoktan uyanmış bir halde beni çağırmasını bekliyorum. Bugün gizlice içeri gidip kamerayı getirdim. Tam çekecekken sustu:P Zaten bu kamerada bir bahtsızlık hakim. Ne zaman bişey çekecek olsam ya poz değiştiriyor, ya susuyor, kameraya dikkat kesiliyor. Efendiler, uzmanlar. derhal minicik dikkat çekmeyen kameralar yapınız.

Hayat güzel anların uçuca eklenmesi. Kamera foto
ğraf makinesi boş. Yakalarsan şansına. Ama en güzel anlar kayıda gelmeyenler. İstiyorum ki hafızama kazınsın. Oysa her yeni gün başka bir şey olup öncekini unutturuyor.

Tutamıyorum Zamanı

Zaman geçiyor.

Kahkahalarımız var. Babaya ayrı, anneye ayrı. Uyku öncesi sohbetlerimiz var. Bir de şu ee ee eeeelerin anlamını sökebilsem. Anladığım, kızınca e lemeye başlıyor. Bazen sinirli sinirli ee ee yapıyor. Bazen de ee ee ee bebeğim ee formatnda yapıyor. İkincisini yaptığında ben de ee ee moduna geçersem iyiyiz. Birincisinde emin olamıyorum Deniz'cede bu sinirlendim anlamına geliyorsa, ben de ee ben de sana sinirlendim demiş oluyorsam durum fena. Ben fazla cevap vermiyorum o durumlarda :)

Favori şarkılarımız
Ali babanın Çiftliği
Mini mini bir kuş donmuştu
Al Aşkım beni yanınaaaaa
Miniminnacık örümcek
İşte öyle birşey

Bizden haberler….



Üçüncü ayımızın sonlarına yaklaştık. Destekle oturabiliyoruz. Gülücükler saçıyoruz. Kendi kendimize şarkı söylüyoruz. Ninniler söylüyoruz uyurken. Dünya tatlısıyız dünya.

Baktıkça insanın içi erir mi böyle. Fıstıklar fıstığı. Büyüyoruz, konuşuyoruz bıdır bıdır. Karşılıklı bir sohbet havamız var. Konuşmadan çok önce anlamaya başlıyorlarmış. Mesela el bu ayak bu diyorsun diyelim. Bir süre sonra el hani diyince el kalkıyormuş. Bizde kalkıyor ama tesadüfi:) Bir yavrunun büyüyüşüne şahit olmak ne güzel şey. Öğrendikleri, bakışlarındaki anlamlar, o gülüşler. Çalışmadığıma öyle memnunum ki.  Yada dur ya iş arayıp da bulamamak gibi olmasın. Ne dilediğine dikkat etmek lazım. (Be careful what you wish for)

Bugün dı
şarı çıktık, hava pırıl pırıl. Kızımızla caddeye gidecektik ilk kez. Ağladı yolda mırıl mırıl. Gidemedik, bir tur atıp geri geldik. Yeni çıktı ağlama huyu, anlayamadım ben de:( En azından hava almış olduk, hava harika. Karnı toktu, gazı yoktu, altı temizdi. Gelince uyudu, belki uykusu gelmişti diyicem ama arabada da uyuyabilirdi. Anlayamadım.

İşte böyle. Uyuyor şimdi mırıl mırıl.... Bir sarılışı var, dünyaya bedel.

Eeeeee Eeeeee …

 

Deniz güzeliyle  zaman akmakta. Bazen yorgun, bazen tam bir sarhoşluk halinde. Gülünce insan öyle mutlu oluyor ki, içinde öyle bir katıksız sevinç oluyor ki... Nasıl anlatsam. Hani küçükken hiç beklemediğiniz bir anda büyükler hadi lunaparka filan derler. Endişesiz, saf, engin bir sevinç kaplar içini, o çocuksu his. Delirecek gibi olursun, inanamazsın bir an. İşte o hissin aynısını buldum tam. Deniz bir gülsün, kocaman gülsün. Aklını kaçırabilir insan. Zihin boşalıyor, sadece mutluluk. Yani keyif veren maddeler arasına eklemeleri gerek. Zaten yavru anneye güldüğünde, annenin beyninde salgılanan kimyasallar bazı keyif veren maddelerde salgılananlarla aynıymış. Uçmama şaşmamalı.

Tam uyumadan önce eee eeee eee aaaa gibi bir sesler çıkarıyor. Biz bunu ya
şlı teyzeler inler ya hani ona benzetiyorduk. Sonra babası kendine ninni söylüyor olabileceğini söyledi ve çok mantıklı geldi. Bir melodisi var. Daha neler göreceğiz bakalım. Her gün ayrı bir macera…

Üçüncü Ay Doktor Kontrolümüz

Doktorumuza gittik. Kilo 5.450 kg, boy 55cm. Büyümüşüz, 750gr almışız, 1,5 cm uzamışız. Süt iyi, boy iyi. Doktor pek bir memnun. gülücükler, gülücükler.... Doktor şanslı olduğumuzu söyledi. Keyifli, huzurlu bir bebek dedi. Pek sevindik. Uykuları da beğendi. Yalnız dedi bazen huy değiştirebilirler aman dedi. Aynen devam. Anne sütü harici bişey yok. Ben acaba yeni tatlarla tanıştırsak mı diye düşünmüştüm. Hani beslemek gibi değil de, bir yoğurdun tadına baksın ucundan gibi. Gerek yok dedi doktor. O zaman bekleriz biz de. Acelemiz yok J

Büyümek Ne Güzel Şey…

Büyüyorum, büyüyorum. Annemin bakışlarından, mırıl mırıl konuşmalarından, babamın sözlerinden anlıyorum büyüdüğümü.

Sürekli ö
ğreniyorum. Gözlerimle takip ediyorum yapılanları, ses gelince başımı çevirebiliyorum mesela. Ne zaman bir şey öğrensem annem delirmiş gibi gülüyor, kahkaha atıyor. O eğlendikçe daha çok şey bildiğimi göstermek istiyorum. O bakmazken denemeler yapıyorum önce. Sesleri deniyorum değişik değişik. Artık daha çok ses çıkarıyorum hem de daha temiz. Açık açık "eee" ve "aaa" diyebiliyorum mesela. Tiz seslerim de var. Deniyorum, deniyorum. Öyle bir hevesle bakıyorki annemle babam ay diyorum içimden bi konuşsam artık. Aslında bir çeşit konuşma hallerimiz var.

Sabahları uyanınca hemen a
ğlamıyorum artık. Biraz uslu uslu yatıyorum yatakta. Kendi kendime konuşuyorum, annemin gelmesini bekliyorum. Sanırım o da uyanık oluyor ve onu çağırmamı bekliyor. Ben öyle kendi kendime düşüncelere dalmışken beni rahatsız etmek istemiyor. Öyle herşeyime karışan anne olmayacakmış geçen öyle söyledi. Uyanıp bekliyorum biraz, sonra dayanamıyor geliyor, beni kucağına alıp koklamaya başlıyor. Konuşuyor benimle. Ben de kendimce cevap veriyorum. Karşılıklı sesler çıkarmak çoook zevkli. Bazen eğer erken uyandıysam babam geliyor. Onunla sohbet ediyoruz, annem gece uyandığından yorgun oluyormuş. Babam parmak uçlarına basa basa beni alıp salona götürüyor. Çok komik adam. Öyle garip surat halleri yapıyor ki gülmekten ölüyorum bazen. Altımı da değiştiriyor, çok hoşuma gidiyor. Gülüyorum, eğleniyorum.

Büyümek çok güzel. Bir kere eskisi kadar ıkınmıyorum gaz çıkarırken, çok uzun sürmüyor. Annemin kuca
ğında biraz okşamayla gırrk diye çıkıyor, daha kolay. Uykumu almışsam, anne de almışsa daha az huysuzlanıyorum. Bazı günler çok güzel başlıyor. Dinlenmiş oluyorum, anne de dinlenmiş oluyor o zaman. Kalkıyoruz, emiyorum doya doya. Oynuyoruz. Uyuyoruz sonra. Artık herşeyi beraber yapar olduk. Bazen o beni koltuğumda bırakıp fiti fiti bişiyler yapıyor, ama bana da anlattığından sıkılmıyorum çok. Çok uzatırsa koyuyorum ama tepkimi. O kadar da büyümedim neticede:)

Sonracıımaa, daha hareketliyim. Bilinçi olarak tutabiliyorum oyuncakları ya da annemin elini. Yalnız bu kadınınn çok saçı var.
Şööyle bir yapışmak çok hoşuma gidiyor. Bir de emerken memeyi sıkmayı seviyorum boş elimle. Eğer manikürümü ihmal ederse canı yanabiliyor annenin. Eee özen göstersin tırnaklarıma ben kendim kesemem ya.

Gündüzleri müzik dinliyoruz. Bazen dans ediyoruz. Tarkan diye bi adam varmı
ş, ay deliriyorum şarkılarına. Kuzu kuzu ve dudu favorim. Anneyle bir dans bir dans. Sonra teoman paramparçaaa ve papatya var. Bunları seviyorum. Oya Bora'nın şarkılarında da dans ediyoruz. Ağlıyorsam hemen susuyorum. Sonra Nil Karaibrahimgil diye bir kadın var, o yeni akıllarına geldi bizimkilerin. Onu da seviyorum. Dans dışında böyle huzurlu müzikler var, Bach, Mozart,Beethoven filan dinliyoruz, Fikret Kızılok dinliyoruz. Yalnız annem pek duygusal. Bazı şarkılarda hüzünleniyor. Amannn anne işte.
Şarkılar çalarken annem de söylüyor, daha eğlenceli oluyor o zaman. Yalnız ben daha bebeğim bana şarkılar söylüyorlar, ama bi sansür var, orjinallerini dinledikçe farkettim mesela oh papatya.

"hani o çok sevdi
ğin filmi gördükten sonra,
kısacık kestirip saçını içtin ilk sütünü"

demi
şti annem. Öyle değil galiba sözleri. Neyse büyüyim sorarım hesabını.

Ha bi de bu kitap denen
şeyler çok enteresan. Annem beni emzirirken bile okuyor. İçimden yuh dedim ama mutlu gözüküyordu ses etmedim. Hadi bakalım...

Boyum uzuyor, a
ğırlaşıyorum. Rüyamda çok orjinal şeyler görüp gülüyorum. Derdimi anlatabiliyorum.

Büyümek ne güzel
şey... :)

Unutmadan... Uykum geldi
ğinde biraz huysuzlanıyorum, annem anlıyor uyuyacağımı. Sonra ahhhh ahhh diye inliyorum, çok gülüyor evdekiler.

Karma Aşı

Bugün karma aşımızı olduk. Kahraman çocuğum yine azıcık ağladı ve sustu. Gittik sağlık ocağına, hemşire teyzeye gülücükler derkenn, cızzz. Babası durdu başında aşısı yapılırken.Ben dayanamadım çıktım dışarı. Ne fena bir şey insanın çocuğunun canının yandığını görmesi. Allah sağlık versin, aşı tabi yapılacak. Gerekli ama insan bana yapııınn, o daha küüçüük diye atlamak istiyor.

Deniz geldi
ğinden beri sanki insan türüne daha yakınlaştım. Eskiden şempazeydim anlamında demiyorum ama bir empati, bir empati sorma gitsin. Sulu gözlü, duygusal enteresan bişey oldum. Ne çok yazacağım vardı, unuttum.

A
şıdan sonra eve geldik. Şapkalar oyunu oynadık. Deniz’i anakucağına koyar annesi. Karşısına geçer. Evde bulduğu bilimum bere, şapka, tülbent, şal türü malzemeyi alır. Önce beyaz bere, aaa. Sonra siyah, ooo. Sonra çingene pembesi voleyy. Mavi tülbent, o yeaaa. Yani böyle böyle derken kahkahalarla güldük. Çok güzel bir oyun tavsiye ederim. Aldığımız bir kitapta önermişler. Faydasını gördük.

Ateşimiz de çıkmadı sakin atlattık bi aşı gününü daha....

18 Aralık 2011 Pazar

Deniz Hanım.O beni prenses peri sanıyoooor…






Yemekteyiz-Deniz

Dün kızımla zeytinyağlı taze fasulye pişirdik. Fasulyeyi çok severim, sadece zeytinyağlı yaparım. Keşke fotoğrafını da çekseydim. Neyse artık bir dahakine.
Anakucağını mutfağa taşıdım. Bir yandan yaptığım herşeyi anlattım bir yandan fasulyelerin kılçıklarını temizledim,dilimledim. Şimdi Deniz'cim fasulyelerin kılçıklarını temizliyoruz, sonraa dilimliyoruz. İşte dilimlerken elimizi kesmemeye dikkat ediyoruz. Pek eğlendik. Biraz daha yavaş oluyor hazırlaması ama Deniz de, ben de mutluyduk.
Hayatımız daha bir düzene girdi gibi. Bakalım, bugün de zeytinyağlı pırasa yapmaya çalışacağız.
Ben süper annelerden değilim, daha önce süper kadınlardan da değildim. Hani ev sürekli tertemiz ve toplu, her akşam üç çeşit yemek ve salata hazır, alışverişler pazardan itinayla yapılmış filan. Daha çok ev dağınık ama kendi içinde düzenli bir dağınıklık, yemek fırsat bulunca yap,2 kişiyiz dağıtan yok haftada 1 temizlik yap . Popomuzun yer gördüğü yoktu  gezmekten , olduğunda da iş yapasımız gelmiyordu.
Şimdi zaman yavaşladı biraz. Öncelik her zaman annelikte. Hamaratlık ve anneliği beraber beceremeyeceksem anne olayım önce. Ama baktık annelik fena gitmiyor, yemek de yapmaya, ortalığı daha düzenli ve temiz tutmaya başladık.Hepsini bir arada götürmeye çalışıyorum işte J


Geçen gün bir arkadaş geldi ziyarete, ya merak etme bir yirmi yıla rahatlarsınız dedi, güldük…

İlk Gezimiz…

Dün yavruşu attım arabasına. Yürü kız dedim. Bir heves çıktık dışarı. Cengaver anne bebek arabasını ve bebeği taşıdı bir kaç basamak. Sonra ver elini sokaklar. Gezdik biraz, güneşe verdik yüzümüzü. Gerçi yavru çıkar çıkmaz uyudu ama olsun. Eve dönüşte anahtarı sokunca da uyandı. Temiz havalar alındı, görenlerden maşallahlar alındı.

Sevgili amcalarım, sevgili teyzelerim i
şte böyle bir gün geçirdik dün. Eğlendik anneyle. Burun burun burun, çene çene çene hala en sevdiğimiz oyun. (Annem önce benim, sonra kendisinin burnuna dokunuyor. Burun burun gibi garip şeyler söylüyor. Ben de konuşuyorum aaeeh diyorum hııı diyorum, ooo diyorum. Sonra çeneme dokunuyor, sonra kendi çenesine dokunuyor. Neden bilmem çook eğlenceli.) Sonra bazen beni azıcık yalnız bırakıyor ana kucağında. Orada renkli bir suaygırı oyuncağım var. Ona vuruyorum, vurdukça dönüyor. Döndükçe gülüyorum, çok eğlenceli. Annem her dakika başımdaydı şimdiye kadar. Şimdi biraz yalnız da kalabiliyorum. (Başımı dinliyorum, ne geveze kadın. Sürekli şarkı söylüyor, sürekli!) Annem başımda değilken daha farklı sesler çıkarıyorum viiiiiyk gibi bir ses çıkardım bugün. Annem gelince gene bildik seslere geçtim. O yokken denemeleri yapayım, hazırlanayım di mi ama. Bir de annem şarkı söylerken ben de elimden geldiğince katılım göstermeye çalışıyorum. Çok canım istiyor söylemek.

Günün favori
şarkıları.
Dandini dandini dastana - Anladım danalarla ilgili bir sorun var. Ama karde
şim her söylene mi farklı söylüyor. Babam çok komik söylüyor. Arada kediler filan oluyor şarkıda. Mav miv gibi sesler çıkarıyorlar. Sonra uyusun da büyüsün kısmında okullara gidiyormuşum filan.
Mini mini bir ku
ş donmuştu- Bu şarkıyı söylerken annem çok eğleniyor, o eğlenince ben de gülüyorum sürekli. Ne güzel neşeli..
Küçük ay
şe - Bunu küçük tavşannn küçük tavşan napıyorrsun bana söyle olarak söylüyor.

Arada ba
şka müzikler de çalıyor. Onları sanki kulağım ısırıyor gibi, ben doğmadan önce dinlemiş olabilir mi?

Haa bir de ben a
ğlayınca annemin karnındakine benzer bir ses çıkaran yere götürüyorlar. Huzur buluyorum. Aspiratör mü neymiş. Annemin karnında da varmış ondan, bak şu işe...

Bi de annem bazen kendini kaybedip sürekli foto
ğraf çekiyor. Hem beni seviyor, hem kameraya alıyor. Ne tuhaf kadın. Burda gerçeği var yahu, sevsene beni. Ama nerdeee, yok adam olmayacak bu kadın. Ama beni seviyor. Ben de ona gülüyorum :)