18 Aralık 2011 Pazar

Doğum Hikayemiz....

Gece uyudum, uyandım. Bir yanda korku, bir yanda heyecan. Ukalalığı terkettim, sürekli dua ediyorum. Hayırlısı olsun diyorum. Önce bebiş, sonra benim için en iyisi ne olacaksa. Kronik iyimserim. Azıcık umut olsun derhal vazgeçeceğiz sezaryenden.

Sabah hastaneye geldik. Son zamanlarda yol beni baya baya yormaya başladı, son gelişimizdi ve en zoruydu. Doktorumuz herşeyi ayarlamış. Beni çok güzel bir odaya aldılar. Bir takım ölçümler yapıldı. Damar yolu açıldı, ben ağladım... Önlük giydirildi ben ağladım... Son ana kadar dik duran ben çok korktum. Kendimi normal doğuma okadar çok şartlamıştım ki sezaryenle doğum yapmak bunun neticede bir ameliyat olduğunu düşünmek içimdeki korkuyu bin kat daha arttırdı. İçimdeki  heyecanı bastırdı korku. Beni ölçüler, biçtiler. Sedyeye koydular, ameliyathaneye gittik. Ameliyathane 9. kattaymış ama Sevgili giremezmiş doğumua  :( Dolayısıyla O 8. kata kadar bana eşlik etti, benim gözyaşları sedyeye alınınca daha da hızlandı. Artık kendimi kontrol edemiyordum.
Zihinsel hazırlık ne kadar önemli. Normal doğuma gidiyor olsam nedense korkmazmışım gibi geliyor. Hele ameliyathane, önlükler filan. İçimden "kızım biz neler geçirdik, kahraman bir insansın sen, yakışıyor mu sana" filan diyorum bir yandan, öte yandan ulan uyuyup uyansa mıydım herkes gibi diyorum ama ondan ayrıca korkuyorum nedense. Bilincim benim herşeyim. (Mi? Ne bileyim. Hayat zor...) Hasta bakıcılar "hastamız cesur bak kafa bilinç açık giriyor doğuma" diyorlar, doktorum o da bişey mi asıl normal doğurmak için bekledik biz sabırla diyor. Doğum için epidural + spinal kombine kokteyl tadında bir şey yapılacak. Doktorum son derece kendinden emin, herşeyi ayarlıyor. Ses tonu konuya hakim ve otoriter. Kalbim üç buçuk atıyor.

Epidural takılacak. Kambur duruyorum. Doktorum elimden tutuyor, başka bir hemşire hem omzumdan hem elimden tutuyor. O anda yogadaki kedi hareketi pozisyonundayım. İğneden nasıl korkarım, nasıl... Yapacak bir şey yok, kuzu kuzu bekliyorum. Bir yandan da ağlıyorum hemşireler beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. "Aaaa hani senin karnın doğum yapacağına eminmisin sen, miniminnacık bi karın olurmu hiç yahu" diyorlar. Bir tane hemşirede artık sel olan gözyaşlarımı görüp "ama rimellerin aktı" diyor. O anda hiçbişey umrumda değil deli gibi korkuyorum. Bir de soğukki ameliyathane anlatamam zangır zangır titriyorum korkuyla karışık :)  Sonra yatırıldım. Bacaklarımı hissetmemeye başladım. Kollarımı bağladılar, önüme bir perde gerildi. Perde yanlışlıla yüzüme geldi kollarımında bağlı olmasından dolayı iyice panikledim, malum pek sıkıya gelemeyn bi kişiliğe sahibim :) O anlarda kalp atışlarım tavan yaptı aletlerin sesinden gayet net anlaşılıyordu. Baktılar ben çok panik oluyorum sakinleştiricinin dozunu hafif arttırdılar. O noktadan sonra ne yaptıklarını sallantıdan ve hareketlerden tahmin etmeye başladım. Gerçi bu kısmı sevdiğim söylenemez. Bu arada bana oksijen tutuyorlar, tam yüzüme değil ama havada oksijen var. Oksijen kafa yapar mı diye düşünüyorum, yani uçtum da ondan mı dilim çözüldü böyle?

"Aaaa bunun gözleri açık" dediler :) O anda gördüm doktorumun söylediğinin tam aksine saçları vardı hemde öyle böyle değil :)

Derkeeen bir ağlama sesi  ve eski dünyanın yıkılışı.

Deniz'i gösterdiler bana tamda söyledikleri gibi gözleri açık doğmuştu cin gibi bakıyordu :) Dünya güzeli bir kız, inanılmaz.... Sonra sanırım beni diktiler, işte ne yapmaları gerekiyorsa onu yaptılar ve odaya aldılar. Çok net hatırlamıyorum. O arası çok bulanık, biraz uyumuş olabilirim. Film Deniz'i sağlıklı ve huzurlu gördükten sonra koptu bende. 

Deniz güzeli 46 cm ve 2.820 gr. doğdu.

Bu arada sonradan öğreniyorum ki, bebiş doğduğu anda goncam, kayınvalidem ve ablam kapıda bekliyorlar, ameliyathanenin kapısını açıyorlar ve bebişin ağlama sesini duyuyorlar hep beraber. Bebiş gidince yukarı çıkıp görmüşler, kıyafetlerini vermişler hemşirelere.

Ben o sırada dikilip aşağı götürüldüm. Odaya çıktım, rüya gibi. Yatağıma yatırıldım, sonra yavru geldi, verdiler bana. Nasıl bi duyguydu Allahım... İçim bi tuhaf başladım ağlamaya, inanamadım bir anda onun benim canımdan bi parça olduğuna. Evet 9 aydır onu bekliyorduk ve evet işte doğmuştu yanımdaydı. Dedim ya tarif edemediğim bi duygu. Ve o anda içimi en çok acıtan şey Annemin yanımda olamayışıydı. Orda olmasını Denizimi görmesini her şeyden çok isterdim. Fiilen yanımda değildi biliyordum ama ruhu yanımdaydı ve biliyordum ki annem beni hiç yalnız bırakmazdı. Bütün duygularım karıştı salya sümük ağladım....

Sonra emzirmem için veriyorlar böylece emzirme günlüğümüz başlamış oluyor. Hemşireler iyi, hemen bir yanıma yastık koyup, bebişi tutarak emzirtiyorlar. Benim kollar güçsüz, pozisyon çok zor. Sonra yavaş yavaş, ilerleyen saatlerle kendime geliyorum daha çok. Bacaklarım hissetmeye başlıyor. Canım acımıyor. Sadece kollarım güçsüz. Tek aklımda kalan emzirme serüveni ve yan yatarken bunun gerçekten zor oluşu.  Herkes sarhoş gibi, doğumdan çıkarken bana sakinleştirici de yapmışlar. Mutluyum, sürekli gülümsüyorum. İçimde ne bir öfke, ne bir sıkıntı, böyle bir uçuyorum, dünyaya kızamıyorum. O an o kadar eminim ki bundan böyle dünyada savaşlar bitecek, açlık olmayacak, Deniz'in gelişi sanki bir milat, bundan sonra herşey dünyada daha iyiye doğru gidebilir ancak. Bu kadar detaylı düşünmüyorum tabi ama damarlarımda oluk olup iyimserlik ve geleceğe inanç akıyor.

Rüya zamanıyla akıyor her şey...  4 Haziran günü, yeni dünya başlıyor. Sürekli telefonlar her yerden kimseyle konuşamıyorum. Kimseye bir şey diyemiyorum. Halsizliğim devam ediyor. Kızım odamızda, bakıp bakıp doyamıyorum.




Hiç yorum yok: