18 Aralık 2011 Pazar

Savrulan Bir Yün Yumağı Akıp Giden Günlerimiz…

Günlerimiz geçiyor. Her yeni gün yeni bir doğum sanki. Bir gün uyanıyorsun dinlenmiş. Gece sütler içilmiş, uykular uyunmuş. Güne gülerek başlanmış. Düzenli, biraz vızvız sonra sakin. Ah diyorsun benim kızım büyümüş mü yoksa? Ertesi gün dünden eser yok. Bir gaz belası gelmiş, yavru huzursuz. Düzende aksama. Bir gün öncesi unutulmuş. Sonraki gün herşey süt liman, ah benim akıllı yavrum.

Annelerin hafızası balık hafıza mı acaba?

Bugün bir arkada
şım geldi, uzun zamandır görüşmemiştik.  Heyecanlı sorular soruyor, farkettim ki hiç yanıt veremiyorum. Unutmuşum. Bir bugünü, bir dünü hatırlıyorum o kadar. Bir de doğum sıralarını. Onun dışında cevap veremiyorum. O kadarı kalıyor zihnimde. Bir hafta önce nasıl da zorlanmıştık. Uçmuş gitmiş. Bir de insan nazardan çok korkar oluyor. Ya da tuhaf bir inanış, iyi dersem hemen arkasından kötü bir şey olur diye mi programlanmışız. Zaten mantıklı olan kişiliğim askere filan mı gitti. Geri gelecek mi? Öyle acizsin ki çocuk karşısında öyle mantık, akıl filan çaresiz. O nedenle kendini teslim etmek istiyorsun.

Hormonlar da etkili. Ah dokunsan a
ğlayabilirim. Bir yandan da mutluyum. Genel olarak stres miktarım da yüksek. Belki ben ayrıca deliyimdir başkalarından. Evden çıktığımda aşırı huzursuz olup hemen eve dönmek istiyorum. Sanki ben yokken sürekli ağlıyor ya da ağlayacak. Bugün bebiş uyurken onu izledim. Yaşayacaklarını düşündüm. Onu dünyanın tüm kötülüklerinden korumak istedim. TVde ne zaman kötü bir olay görsem, duysam hep yavruyla bağlantılı algılıyorum, korkuyorum. İşte hassaslık durumları.

Halbuki ne de güzel konu
şuyorsun ölüm, intihar filan konularını bıdır bıdır önceleri. Şu anda aynı bakışla bakmam mümkün değil. Belki zamanla geçer. Sanki beynimdeki karanlık bir alan açıldı. Dünya ile, diğer insanlar ile bağlarım bir anda artışa geçti.

Hiç yorum yok: